Serrûpel | Nûçe | 47. SALVEGERA TEWQÎFATA TKDP (ÎRO PDK-BAKUR

47. SALVEGERA TEWQÎFATA TKDP (ÎRO PDK-BAKUR

Mezinahiya nivîsê: Decrease font Enlarge font
47. SALVEGERA TEWQÎFATA TKDP (ÎRO PDK-BAKUR

Weka vê rojê û weka vê saetê sala 1968ê MİT ê Operasyonek li bajarê Diyarbekir li dar xist. Ez ew şev li postexana Amedê Nobetçi Amirî bûm. Ji bo rastiya vê çîrokê hun bawer bikin, ji kerema xwe makala ku min ji Prof. Mahir Kaynak’ra nivisibû ji kerema xwe bixwûnin.
Li Google “Mahir Kaynak ve TKDP operasyonu” binivîsin wê makala min bibîn in. 47 sal berê. Şeveke tarî, zivistaneke dijwar. 4 zarok û eyal û derdê ser derdan Operasyona Partiya Demokrata Kürdistana Tirkiyê bû. Cara yekemin bû ku dewletê dest dataniya ser rêxistineke milli û Kurdistanî… Sekreterê Parti Seid Elçi li bajarê Kutahya li sirgunê ye… Sala 1967ê mi mitingan û tenzima partiyê di ser me da derbaz bû ye.
(Sakir Epözdemir - Fermo Makala min 27ê Temmuza 2012 yê da malperên Kurdan.)

Şakir Epözdemir
·
47 yıl önce bu akşam gibi, Diyarbakır da Türkiye Kurdistan Demokrat Partisi Operasyonunu MİT gerçekleştirilmişti :

Weka vê rojê û weka vê saetê sala 1968ê MİT ê Operasyonek li bajarê Diyarbekir li dar xist. Ez ew şev li postexana Amedê Nobetçi Amirî bûm. Ji bo rastiya vê çîrokê hun bawer bikin, ji kerema xwe makala ku min ji Prof. Mahir Kaynak’ra nivisibû ji kerema xwe bixwûnin.
Li Google “Mahir Kaynak ve TKDP operasyonu” binivîsin wê makala min bibîn in. 47 sal berê. Şeveke tarî, zivistaneke dijwar. 4 zarok û eyal û derdê ser derdan Operasyona Partiya Demokrata Kürdistana Tirkiyê bû. Cara yekemin bû ku dewletê dest dataniya ser rêxistineke milli û Kurdistanî… Sekreterê Parti Seid Elçi li bajarê Kutahya li sirgunê ye… Sala 1967ê mi mitingan û tenzima partiyê di ser me da derbaz bû ye. Fermo Makala min 27ê Temmuza 2012 yê da malperên Kurdan:…………………………………………………………………..:
Şakir Epözdemir/ Suriye Kürleri Türkiye’ye Katılırlarsa Ne Olur?
27 Temmuz 2012 / Ji aliyê Kovarabir ve
Di nav de, Lêkolîn & Analiz, Şakir EPÖZDEMiR
Eski MİT Müsteşarlarından Sayın Prf. Dr. Mahir Kaynak 1968’de Diyarbakır MİT Bölge binasında TKDP yöneticilerinin sorgulamalarını yönetmişti.[1] Operasyon Ocak ayının18’ini 19’a bağlayan kar yağışlı ve fırtınalı bir gecede başlamıştı. Operasyon gecesi, Diyarbakır Merkez Postahanesi’nde Nöbetçi Amiri olduğumdan MİT binasının 500 metre yakınında olan PTT binasından beni alıp götürdüklerinde saat 22.00’yi gösteriyordu.
Görevliler beni MIT binasına götürüp huzura aldıklarında karşılaştığım yetkili Mahir Hoca idi. Ben O’nu o gece 45 yaşlarında tahmin etmiştim. Ancak şimdi Googlee’den anlıyorum ki 1927 doğumludur ve 1968 de 41 yaşındadır. Ben de o zaman 30 yaşında iddialı bir partizan olarak kendilerini olgun, bilgili ve mütevazi bir insan olarak algılamıştım.
O şiddetli kış gecesinde Mahir Hoca beni ayakta karşıladı, sigara ikram etti, kahve söyledi, beni PTT’den alıp buraya getiren ekipten biri bana: “- Beyefendi, beğendiniz mi yaptıklarınızı, ağabeyimizi bu kışta kıyamette Ankara’dan buralara kadar yordunuz.” demişti.
İlk soruyu Mahir hoca sordu: “- Şakir Bey, siz şu anda alınıp getirildiğiniz PTT’deki mevkiinizin ne kadar önemli ve hassas bir mevkii olduğunun farkında mısınız ” dedi. Ben de: “- Elbetteki farkındayım” dedim.
Bana bir fotoğraf uzattı, bir diz boyu karın içinde ve hemen PTT binasının köşesinde Suriye KDP yöneticilerinden Reşid Hemo rahmetli ayakkabılarının bağlarıyla uğraşırken, ben de yanında poz verircesine ayakta duruyordum.[2] … “Bu adam kim” dedi. “Bu arkadaş Suriyelidir ve ismi Kemal’dir” dedim. Kemal ismine hafif göcendi, “- Bu adam Suriye KDP yöneticisi Reşid Hemo’dur, ne Kemal’ı ?” dedi.
“ – Söylediğiniz bu ismi yeni duyuyorum. Misafirlerimizin kimliğine bakamayız. Bir dostum beni tavsiye etmiş, geldi bana misafir oldu. Siyasi olduğunu gizlemedi. 15 yıldır Suriye’de mahkum olduğunu ve Türkiye’ye iltica etmek istediğini, iltica ederken en azından Dışişleri Bakanıyla görüştükten ve tasarladığı siyasi projesini sunduktan sonra İltica edeceğini söyledi. Evimde bu kadar uzun kalmasının nedeni de, bazı siyasileri aramaya çalıştım, en çok da sayın Melik Fırat’ı aradım, O’na ulaşamadım. Melik Bey eski parlamenter dir, O, Dişişleri Bakanı’na ulaşabilirdi “ deyince; “Ne projesi? Sana projesinden söz etti mi” diye bir soru geldi. Ben de: “- Malumunuz bir kaç ay önce (1967 Savaşı) İsrail Devleti nerdeyse Şam’ı düşürüyordu. Oradaki Kürtler bu durumda Türkiye’ye ilhak etmek istemişler, kendi aralarında böyle bir karara varmışlar. Misafirim, bu durumu yüz yüze Dışişleri Bakanı’yla konuşmak istediğini amaçlıyordu” dedim.
Sayın Mahir Hoca’nın yanında iki yetkili daha vardı. Onlardan biri: “- Nasıl yani? Oradaki Kürtler topraklarıyla mı yoksa göç ederek mi ilhak etmek istiyorlar” sorusuna “- Elbetteki topraklarıyla, topraklarını Araplara bırakacak değiller” diye cevapladım.
Gördüğüm kadarıyla bu açıklamam hoşlarına gitti ve onlara mantıklı gibi geldi. 1967 İsrail-Arap savaşında SSCB olmasaydı Suriye diye ortada bir devlet kalmayacaktı. Beni sorgulayanlar da bunun farkındaydılar.
O yılların bir soruşturma fantazisi vardı. MİT veya Emniyet teşkilatı birini sorguladı mı, şunu, şunu tanır mısın sorularıyla sorgulama senaryoları devreye sokuyorlardı. Beni sorgulayan 3 kişiden biri peş peşe Canip Yıldırım, Musa Anter ve bir kaç kişiyi sordu “- Sen bunları tanıyor musun.” Sorularına, ben de “- Neden bu soruları bana soruyorsunuz? Ben Kürt Milletinin meşru hak ve hukuku için mücadele eden bütün namuslu insanları tanırım” dedim.
İşte bu noktadan sonra sorgulamam soruşturmadan çıktı ve siyasi tartışmaya dönüştü. Mahir Hoca: “- Şakir Bey, yani sen şimdi Kürtlerin millet olduklarını ve ulusal hakları için mücadelelerinin meşru olduğunu mu iddia ediyorsun” sorusuna ve “evet” cevabımla Kürtlerin ulus olup olmadıkları konusu gündemleşti ve sayın Mahir Kaynak Hocanın seansı bittiğinde benim elimi sıkarak “- Bravo arkadaş, ben de heyecan var ama sende hiç heyecan yok” diyerek salondan ayrıldı.[3]
O günden bu güne aradan tam 44 yıl geçti. 44 yıl önce benim gibi sıradan biri eveleyip gevelemeden Diyarbakır’ın o fırtınalı gecesinde, Ankara’dan gelip TKDP’sinin operasyonunu yöneten şahsiyetin gözlerinin içine bakarak Kürtlerin de Türkler gibi bir millet olduklarını, kendi toprakları üzerinde yaşadıklarını ve Türklerle aynı haklara sahip olmaları gerektiğini söylüyor ve Sayın Eski Mit Müsteşarı Prof. Mahir Kaynak sabır ve metanetle belki de ilk olarak her şeyi dobra dobra konuşan bir Kürt gencini hayretle dinliyor, tartışmamız da kendilerinin toleransı sayesinde seviyeli geçiyordu.
Geride bıraktığımız bu 44 yılda Kürtler olarak, Türkler olarak ve Türkiye olarak neler kaybettiğimizi saymakla bitiremeyiz. Bütün bu kayıplara ve bunca tufana rağmen neden kafalarımızı kumdan çıkaramıyoruz, neden gittikçe çözümden uzaklaşıyoruz, neden bir türlü bu Kürt fobisinden kurtulamıyoruz. … bilemiyorum.
Geçenlerde Sayın Mahir Kaynak Hocanın Star gazetesinde bir makalesini okudum. Hatırımda kaldığına göre 90’lı yıllarda rahmetli Turgut Özal kendisi ile Kürt meselesinin çözümü konusunda bir görüşme yapıyor, 44 yıl önce taktir ettiğim Mahir Hocam, malesef işin hakça çözümünden yana olan Sayın Turgut Özal’ı destekleyeceğine Kürtleri asimile etme reçetelerini vermeye çalışıyor. Sanki bir müddet daha oyalayalım, Kürtlere şefkat göstererek entegrelerini sağlayalım gibi 90 yıldır sürdürülen politikanın devamından yana görünüyor.
Mahir Hoca ara sıra Televizyona çıkar “- Efendim bu Kürt meselesi değil, Kürdistan meselesidir, falanca devletin planıdır, bağımsız Kurdistan Devletini kurduracaklar” şeklinde korku masallarını tutturuyor. Hocam beni bağışlasın, aradan 44 yıl geçti ama inan ki o gece bana ikram ettiğiniz bir fincan kahvenin hala hatırı taptazedir. Ama sizin bunca bilgi ve keskin zekanıza rağmen hala Kürt milletinin geciken, geciktirilen ve geciktirmeye çalışılan meşru haklarının geri verilmesi için bir önerinizin, bir planınızın olmaması büyük bir görev eksikliğidir. Çünkü siz Milli İstihbarat Teşkilatı’nın başında görev almış tecrübeli ve söz sahibi bir bilim adamısınız. Ben 44 yıl önce MİT binasında “Kürtler de Türkler kadar millettir” demişsem, o gece söylediklerimi şimdi 10 milyonlarca kürt bağırarak söylüyorsa, Türk medyası da bu gerçeği kabul etmişse, peki kendi coğrafyası üzerinde 5000 senedir yaşayan, zaman zaman devletler kuran, imparatorluklar inşa eden, Selçuklularla Anadolu’yu da aşarak ta İzmitlere kadar fetheden, Türklerin bu topraklarda ebediyete kadar yaşamalarını her hal û kâr da garantiye alınmasında çaba gösteren, emekleri olan bu sadık, dürüst ve özgürlük aşıkı milletin haklarını neden teslim etmiyorsunuz. Neden 1516’da olduğu gibi Gönüllü Birlikteliğimizi tekrar diriltmekten kaçıyorsunuz. Biliminiz, tecrübeniz neye hizmet ediyor?
Sayın Özal “- Ya Kürtlerle birlik olur büyürüz veya mahfoluruz.” derken. Kuveyt’le ilgili Körfez Savaşında Güney Kurdistan’ın da Türkiye Kurdistanı’na katarak Kürt-Türk Federal Devletinin temellerini atmak istiyordu. O zaman ABD’nin bu projeyi hokkeleyecek şansı vardı. SSCB çökmüştü. Bütün Arap Devletleri Saddam’ın diktatoryasına karşıydılar ve Güney’deki Kürtler gönüllü olarak bu projeyi destekleyeceklerdi. Düşününüz… böyle bir proje Türkiye’ye, Türklere, Kürtlere ve dünya barışına neleri kazandıracaktı.
Rahmetli Turgut Özal, Baba Buşh’un Malikhanesinde misafir olup ABD ile işi pişirmişti. Sayın Özal Süleyman Demirel’ler, Tansu Çiller’ler, Mesut Yılmaz’lar, Doğan Güreş’lerle de görüştü. Adı geçenlerin hiç biri Türk değildi. Kürtlerle Türkler barıştıkları ve ortak devletler şeklinde ortaya çıkmaları halinde Makedonların, Rumenlerin, Çerkez, Çaçan ve diğerlerinin iktidarda kalma ve Türklerle Kürtleri dövüştürme şansları kalmayacaktı. Kavgaya ta 1920’lerde Topal Osman’larıyla başlatmışlardı. Zihniyet o zihniyetti. Ve malesef o çirkin ve acımasız zihniyet hala daha bu devletin temel politikası.
Evet Hocam … Demek ki sayın Özal, sizin gibi tecrübeli bir şahsiyetle de görüşmüş, ne yazık ki bunca tecrube sahibi ve birikimli olan siz hocam O’na destek olmamış ve işi yokuşa sürmüşsünüzdür…

Şimdi… Bu satırları yazdığımda 74 yaşında, siyaseti 1971’den beri terketmiş Kürt-Osmanlı, Kürt-Türk, Kürt-İslam ve Kürtleri ilgilendiren tarihi konularda kendimce araştırma yapan bir yazarım. 44 yıl önce Suriye Kürtlerinin kendi aralarında aldıkları kararı size açıklarken iki amacım vardı. Biri misafirim olan ‘Kemal’ı, -yani Reşit Hemo’yu- TC’nin gazabından kurtarmak, ikincisi de Suriye Kurdistanı’nın Tütkiye Kurdistan parçasına dahil edilmesinden yana olmamdan ötürü idi.
Kürtler, Türkler, Araplar ve Özellikle Suriye kesimine, yani Fransızlara hediye ettiğiniz Suriye Kürtleri ne derlerse desinler. İsterse ABD de bu görüşüme karşı çıksın. Ben doğru gördüğümü, hak gördüğümü ve meşru bulduğumu söylerim. Ben bugün de Suriye Kürtlerinin büyük Kurdistan parçasına dahil olmasından yanayım. 1968’de “oradaki bilinçli Kürt kesiminin Türkiye’deki Kürtlere karışımıyla buradaki Kürtlerin daha hızlı bilinçleneceklerini ve ulusal hakları için mücadeleye başlayacaklarını düşünerek o projeyi destekliyordum. Ama bugün topyekün Kürtler ve Kürdistanlılar efendilerinin zülüm ve baskıları sayesinde uyanmış ve bilinçlenmişlerdir.
Eğer bugün Suriye Kürdistan parçasının Türkiye Kurdistan parçasıyla birleşmesini istiyorsam:
1- Dört parçalı Kurdistan’ım 3 parçaya dönüşecek.
2- Suriye Kürtleri de Türkiye Kürtlerine katılırlarsa en azından şartlı katılacak ve otonom bir statüye kavuşacak.
3- Kurdistan’ı parçaladığınız ve “Milli Misak” yeminini çiğnediğiniz o sinsi ve ulusal menfeatinize de %100 aykırı zafer nutuklarıyla bezenmiş ‘Lozanınız’ çat…! diye çatlayacak.
4- Suriyeli 3 milyon kardeşlerimize tanınacak haklardan Türkiye de yaşayan 20 milyonu aşan (vatandaşlarınız(!)) Kürtler de o haklardan faydalanmış olacak.
5- Artık Kurdistan toprakları içinde yüzlerce km.’lik utanç duvarlarını andıran mayın tarlaları olmayacak.
6- Kars’tan Van’a, Van’dan Hakkari ve Şırnak’a, Şırnak’tan Mardin, Urfa, Antep ve Maraş’a kadar artık aziz ve saygıdeğer Türk kardeşlerimiz ‘Arapların yüzünü’ görmeyecek.
Hani bir atasözünüz var Hocam: “ Ne Şam’ın şekeri, ne Arabın yüzü.”
Saygılarımla 25.07.2012
________________________________________
[1]Benim ilk sorgulamamı kesin olarak Sy. Mahir Hoca yaptı. Diğer arkadaşlarımızdan Radyocu Abdurrahman Uçaman Hocamın da ifadesini almış olduğunu Antalya Ceza Evinde kendisinden dinlemiştim.
[2] Keşke MİT TKDP’inin Operasyonla ilgili arşivini açsaydı. En azında o fotoğrafların fotokopilerini almış olacaktım. Benim ve arkadaşlarımın Sn. Mahir Hoca ile veya başkalarıyla konuşmalarımız elbette ki CD’lere alınmıştır. Bunun için söylediklerimi düşünerek ve dartarak söylüyorum.
[3]30 yaşında, 4 çocuk babası, Devlet Memuru, cebinde tek kuruş parası olmayan zır delinin biriydim. MİT Elemanları beni PTT’den dışarı çıkarıp Landovere bindirdiklerinde “Allah’a yalvarayım mi” diye bir soru aklıma geldi ve Hz. İbrahim Peygamberin (AS) ateşe atıldığı anı hatırladım. O Yüce Peygamber ateşe atıldığında melekler “ neden Allaha yalvarmıyorsun” demişler. Hz. İbrahim “Allah beni görüyor” demiş. Ben Hz. İbrahim’in iradesini seçtim; korku ve heyecanı yendim. Bütün siyasetçilere duyurulur.

  • email Ji hevalê xwe re rêbike
  • print Rûpelê binivîse
  • Plain text Teksta normal
Etiketan
Ji bo vê nivîsê etiket tune
Deng bide vê nivîsê
1.33